AŞK ÜSTÜNE...

"Aşk imiş her ne var âlemde   İlm bir kıyl u kâl imiş ancak" Fuzûlî Uzun bir ara Hür Işık’ta yazılarımıza ara verdik. Bu yazıyla tekrar beraber olma s...

"Aşk imiş her ne var âlemde
  İlm bir kıyl u kâl imiş ancak"
Fuzûlî

Uzun bir ara Hür Işık’ta yazılarımıza ara verdik. Bu yazıyla tekrar beraber olma saadetine kavuşuyoruz kıymetli okurlarım. Hepinizi kemâl-i muhabbetle selamlıyorum.

Mesnevî-i Şerîfin 111. beytinde

“İllet-i âşık zi illethâ cudâst
  Aşk usturlâb-ı esrâr-ı Hudâst”

“Âşığın hastalığı bütün hastalıklardan ayrıdır. Aşk, Tanrı sırlarının usturlâbıdır.”

der Cenâb-ı Mevlânâ (Rh.A.).

Kendini yok eden âşık Tanrı’da var olmuştur. Tıpkı bir su zerreciğinin okyanusla birleştiği gibi... Ayrı gayrı yoktur artık. Okyanusla birleşen su zerreciğini bulmak mümkün müdür. Ve o zerrecik artık okyanusun özelliklerini taşır ama okyanus değildir. Âşık da sevdiğine kavuşup kendini onun varlığında yok ettiği zaman sevgilisinin, maşukunun sırlarına sahiptir. Bu özelliği aşkı sâyesinde elde etmiştir. Bu sebepten dolay Cenâb-ı Mevlânâ “Aşk, ilahî sırların usturlabıdır.” buyurmaktadır.

Usturlap, eskiden astronom, astrologların ve denizcilerin, bir yıldızın ufuk çizgisinden yüksekliğini ölçmekte, zamanı tayin etmekte, yön bulmakta kullandıkları âlettir. İngilizcesi ‘astrolab’dır. Minare, kule, dağ, tepe gibi yüksek yerlerin yüksekliğini, kuyu gibi çukur yerlerin de derinliğini bu alet sayesinde öğrenirlerdi.

Aşk illeti, başka illetlere benzemez. Aşk öyle bir şeydir ki, onunla Hakk’ın sırlarının kokusu duyulur.  İşte ilahî sırların anlaşılması da ancak aşk aracılığıyla olur. İlahi sırları öğrenmede aşk, usturlap vazifesi yapmaktadır. Bu sebeple İsmail Hakkı Bursevî Hazretleri de

“İlm-i esrâr ise maksûdun eğer
  Aşktan tut elinde usturlâb.”

Eğer sırlar ilmini öğrenmek istiyorsan eline aşk usturlabını al diyerek Cenab-ı Pîr-i destgîr’in bu sözlerini manzum bir şekilde ifade etmiştir.

Aşk, öyle bir ayrılık ve farklılıktır ki Ahmed Paşa bir şiirinde

“Canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-i yâr
  Öyle mest oldum ki gayrın merhabasın bilmedim.”

der.

Aşk sevgilinin gözleriyle bir “Merhaba” demesiyle başlar ve bu merhabadan sonra başka merhabaları istemezsiniz. Artık hiçbir şeyi göremezsiniz. Dünya gözünüze kapkaranlık kesilmiştir. Sizin için sevgiliden başkası yoktur. Onunla yersiniz, onunla içersiniz, onunla yaşarsınız. Varlığınız odur. Ondan gayrısı yoktur. Hani Nedîm bir şiirinde

“Gülüm şöyle gülüm böyle demekdir yâre mu’tâdım
  Seni ey gül sever cânım ki cânâna hitabımsın”

der ya. Sevdiğine hitap ederken. “Gülüm şöyle... Gülüm böyle...” dediği için gülü sevmektedir. Gül sevdiğine hitap şeklidir. Dolayısıyla gül de güzeldir. Sevdiğiyle alakalı olan her şey güzeldir.

Gönül hastalığı başka hastalıklara benzemez. Bu düşünce sizi aşk illetine düşürmüştür. Ama bu aşk illeti, aşk hastalığı öyle bir derttir ki iyileşmek istemezsiniz. Fuzulî’nin dediği gibi

“Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb
  Kılma dermân kim helâkim zehri dermândadır.”

dersiniz.

Ey doktor, sen bana ilaç yapmayı bırak, ben bu aşk derdiyle güzel güzel yaşıyorum. Beni iyileştirmeye kalkışma. Benim helâk olmam, yok olmam, senin bana vereceğim ilaçladır. Senin ilaç diye verdiğin şey bana zehir etkisi yaratacaktır, ölümüme sebep olacaktır.

Ve ‘Muhibbî’ mahlasıyla şiirler yazan Kanuni Sultan Süleyman’ın dediği gibi

“Aşk mıdır ki can ü dil mülkünü yağma eyleyen
  Aşk mıdır sinem içre gelip de cân eyleyen.”

Koca cihan imparatoru Kanuni, Muhteşem Süleyman aşka düşünce, aşkın elinde giriftar olunca “Cânımı ve gönül ülkemi yağmalayan, bu ülkenin biricik hâkimi olan aşktır.” der. “Gelip de sineme yerleşen, can mülküme, can devletime sahip olan, bedenime ruh olan aşktır, bir güzelin aşkıdır.” Bu öyle bir güzeldir ki Klasik dönem Türk şiirinin büyük ustası Şeyh Gâlib’in Hz. Mevlânâ’yı kastederek yazdığı bir şiirinde dediği gibi

“Efendimsin cihânda i’tibârım varsa sendendir.
  Miyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir.”

Âşıkını evrende itibar sahibi yapmıştır. Âşık onunla prestij kazanmıştır. Aşığın onuru, saygınlığı sevdiği kişiden dolayıdır. Şeref ve vakarı onun sâyesindedir. Bu sayede aşıklar arasında şöhret bulduysa, tanındıysa bu da sevgiliden dolayıdır.

Bu duyguyu kimse bilmez ancak Şâirler Sultanı Bâkî’nin dediği gibi

“Derd-i aşkı gayrıdan sorma ne bilsin çekmeyen
  Anı yine âşık-ı nalana söylen söylesin.”

Aşkı, aşk derdini çekmeyenlerden sormayın. Onların bu konuda söyleyecekleri bir kelâm, bir söz yoktur. Herhangi bir bilgiye de sahip değillerdir. Aşk acısıyla inleyen âşıklara söyleyin de aşkı onlar anlatsınlar.

Tıpkı Nasreddin Hoca’nın damdan düştüğünde “Bana doktor değil de damdan düşen birini bulun!” dediği gibi aşk derdini de ancak âşık olanlar bilir, ancak âşık olanlar ifade eder.

Âşık bu yolda kendisini yok etmiştir artık. Bir hiç mesabesindedir ve öyle olması gerekir. Aşk yolunda varlık yoktur. Varlık ortadan kalkmıştır.

“Yoluna cânum revân itsem gerek cânâ didüm
  Yüzüme bin hışm ile bakdı didi cânun mı var.”

Sevgilim, “Senin yoluna canımı fedâ etmem lazım!” dediğimde yüzüme hışımla bakarak “Senin canın mı var.” dedi.

Sevgiliye “Senin yoluna canım feda olsun” denmesi artık abestir, anlamsızdır. Çünkü aşk meydanında can diye bir şey kalmamıştır. Bütün varlık sevgiliye aittir. Sevgilinin olmayan can, can değildir. Benlik ortadan kalkmıştır. Her yerde sevgili vardır. Her şey sevgilidir.

İnsanın kaderinde pervanelik varsa ateşten korkmaz. Hz. Mevlânâ’nın yolunda olan Muhammed İkbâl anlatır:

“Bir gece kütüphânemde bir güvenin pervâneye (ışık etrafında dönen kelebeğe) şöyle dediğini duydum:

– İbn-i Sînâ’nın kitapları içine yerleştim. Fârâbî’nin eserlerini gördüm. Onların bitmek bilmeyen satırları ve o satırlardaki bütün harflerin arasında yattım. Fakat bu hayatın felsefesini bir türlü anlayamadım. Bir güneşim yok ki, günlerimi aydınlatsın…

Yarı yanmış pervânenin şu güzel ve ince cevabını hiçbir kitapta bulamazsın. Dedi ki:

– Çırpınıştır hayatı daha canlı yapan; yanış ve çırpınıştır hayatı kanatlandıran!..

Hayatı kanatlandıran, hayata mana veren sevgilide yok olmaktır, onun ateşiyle yanmaktır. Kısacası aşktır.

Ve Nef’î sözü noktalar:

“Bir nefes dîdâr içün bin cân fedâ itsem n’ola
  Nice demlerdür esir-i iştiyâkıdur gönül.”

“Gönlüm nice vakittir sevgiliye kavuşma arzusuna esir olmuştur. Onun yüzünü bir an görebilmek için bin can versem, bin can fedâ etsem sözü mü olur.” der. Esir olduğu şey sevgiliye kavuşmaktan da ötedir. Bırakın kavuşmayı, ona kavuşma arzusuna esir olmuştur.

Aşkı anlatmak daha çoook uzun sürer. Bu ilk yazıyla sizi sıkmayalım. Âşık olmadan önce aşka âşık olmamız dilekleriyle...

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Veysi Dörtbudak - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Manisa Hür Işık Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Manisa Hür Işık Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Manisa Hür Işık Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Manisa Hür Işık Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.